DSP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ AYŞE JALE AĞIRBAŞ'IN, TBMM GENEL KURULU'NDA YAPTIĞI "1 MAYIS'IN RESMİ TATİL İLAN EDİLMESİ"NE İLİŞKİN KONUŞMASI
22.04.2009
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
354 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı ve bu konuda verilen Kanun teklifleri üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi, Demokratik Sol Parti ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Çalışanların hakları için verilmiş ve kazanılmış mücadeleden doğan Demokratik Sol Parti’nin milletvekili olarak, 1 Mayıs’ın, İşçi Bayramı olarak resmi tatil ilan edilmesine ilişkin Kanun Teklifim, demokratik sol felsefe açısından ayrı bir önem taşımaktadır.
1963 yılındaki çalışma yasaları, iş yasaları, toplu sözleşme, grev ve sendika yasaları demokratik sol felsefeyle ülkemizde şekillenmiş ve hayat bulmuştur. 57. Hükümet döneminde İş Güvencesi Yasası, yine DSP’nin öncülüğünde çıkartılmıştır.
Merhum Başbakanımız işçi dostu Bülent Ecevit; “47 yıllık siyasi yaşamınızda en çok gururlandığınız, iyi yaptım dediğiniz iş nedir?” şeklinde sorulun soruya, 15 Temmuz 1963 yılında sendika yasalarının çıkarılması olduğunu, bundan gurur duyduğunu belirterek, Türkiye’de işçi bayramının sendika yasalarının çıkarıldığı 15 Temmuz tarihinde kutlanması gerektiğini ifade etmiştir.
Bülent Ecevit’in ışığında ilerleyen DSP üyeleri, bu bilinç ve sorumluluk içerisinde emekçilerin hep yanında yer almıştır. DSP, daimi emekçilerin sorunlarını dinleyen, onlara sahip çıkan bir anlayış içerisinde olmuştur.
1 Mayıs’ın tatil edilmesini ilişkin Kanun Teklifimiz, bu felsefenin gereği olarak verilmiştir. Bu konuda Meclis’te, siyasi partiler arasında bir uzlaşma oluşmasını, ülkemizin bu konuda ve demokratikleşmede ulaştığı seviyeden son derece memnuniyet duyduğumu ifade etmeliyim. Diğer taraftan şunu da belirtmeden geçmek istemiyorum, 1 Mayıs’ın resmi tatil ilan edilmesi emekçilerimize bahşedilen” bir hak değildir. Onların yılmadan verdikleri mücadele ve kararlı duruşlarının bir sonucudur. Bir başka ifadeyle, biz siyasiler işçilere haklarını teslim etmekteyiz.
Değerli Milletvekilleri,
Toplum olarak geçmişte acı, hatırlamak istemediğimiz, bizlerde kötü izler bırakan olaylardan korkmak yerine, yaşananlardan gerekli dersleri alarak geleceğimizi şekillendirmeliyiz. Hiçbir zaman geçmişte yaşanan olumsuz olayların geleceğimizi de etkilemesine müsaade etmemeliyiz.
Bugün görüştüğümüz Kanun Teklifi, bahsettiğim kırılmayı gerçekleştirecek, bizleri korkularımızın esiri olmaktan kurtaracak önemli bir mihenk taşıdır. Geçmişte yaşanan bir takım olayları kendi şartları içerisinde değerlendirmek, olumsuzlukları o şartları göz önüne alarak derinlemesine analiz etmek, sağlıklı kararların alınmasını sağlayacaktır. Bunu yaptığımız takdirde, bugün tartıştığımız, önümüzde yıllardır sorun olarak duran birçok konunun da kendiliğinden hal olduğunu o zaman göreceğiz. Bu nedenle öncelikle korkularımızı, bardağın boş tarafını görmeyi bir kenara bırakmalıyız diye düşünüyorum.
İşçilerimiz, işçi temsilcileri, sendikalar 1 Mayıs’ı İstanbul Taksim meydanında kutlamak istemektedirler. Dünyanın birçok ülkesinde işçi bayramı, kentlerin en merkezi yerlerinde coşkuyla kutlanmaktadır. Ülkemizde de işçilerin, 1 Mayıs’ı Taksim Meydanında kutlama istekleri yerine getirilmelidir. 1 Mayıs İşçi Bayramıdır ve bayramlar yasaklamaların gölgesi altında kutlanamaz.
Bugünün Taksim meydanında kutlanma kararı, asla bürokrasinin üzerine yıkılmamalıdır. Hükümet bu konuda kesin tavrını işçilerin istekleri doğrultusunda ortaya koymalıdır. 1977 yılında yaşanan olayların zihinlerde bıraktığı kötü izlenimi ve 1 Mayıs’ın ülkemizde kutlanma biçimine ilişkin olumsuz algıyı yıkmak için, emekçilerin bayramı Taksim meydanında kutlanmalıdır.
Şuna inanıyorum ki, emekçilerimiz 1 Mayıs’ı Taksimde miting havasında değil, bayram havasında, kışkırtmalara kapılmadan coşkuyla kutlayacaklardır. Türkiye, geçmişte yaşanan acı günlerin etkisinden, 1 Mayıs kaygılarından kurtulmalı, her şeyi kendi doğal çerçevesi içinde yaşayabilen bir ülke erginliğine kavuşabilmelidir.
1 Mayıs’ın bayram ilan edilmesi emekçilerin taleplerine kulak verilmesi açısından önemli bir aşama olmakla beraber yeterli değildir. İşçilerimiz, sorunlarının çözülmesi konusunda önemli adımlar atılmasını beklemektedirler. Öncelikle işçi hak ve özgürlüklerini geri götüren 4857 sayılı İş Kanunu yeniden ele alınmalıdır. İş Güvencesi Yasası’nın kapsamı genişletilmeli ve etkinliği artırılmalıdır.
Üzülerek ifade ediyorum ki, iş güvencesi yasasının uygulama etkinliği farklı yollar takip edilerek zayıflatılmıştır. Oysa, çıkarıldığı zamandaki mevcut zor koşullar düşünüldüğünde, aksaklıkları olmakla beraber iş güvencesi yasasının ne kadar önemli bir adım olduğu ve daha da ileri götürülmesi gerektiği yadsınamaz bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Örgütlenme özgürlüğünün önündeki her türlü yasal ve kurumsal engellere son verilmelidir. Bugün çalışanların büyük kısmı sendikasız ve örgütsüzdür. İşçilerin sendikasız olması, seslerini duyuramamalarına, mevcut zor koşullar altında ezilmelerine neden olmaktadır. İşçilerin sendikalı olmalarının önünün yeteri kadar açılmaması sebebiyle, ülkemizde çalışma saatleri keyfi olarak belirlenmekte, iş güvenliği önlemleri yetersiz kalmaktadır.
Geçtiğimiz aylarda hemen hemen her gün Tuzla’da tersane işçilerinin ölüm haberleri yazılı ve görsel medyada sıklıkla yer almaktaydı. Bugünde bu ölümler devam etmektedir. Tuzladaki tersanelerde yaşanan işçi ölümleri, sadece bu iş kolunda medyaya yansıyan iş kazalarıdır.
Yazılı ve görsel basına yansımayan, bizim haberdar olmadığımız, diğer sektörlerdeki işçi ölümlerinin varlığı da düşündürücü ve üzücü diğer bir husustur. İşçilerimiz sendikalı olmadıkları için, sendikaya üye olmaları görünen ve görünmeyen engellerle zorlaştırıldığından, emekçilerimiz keyfi kararlarla işten çıkarılabilmektedirler.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk ÇELİK, 1 Mayıs’ın resmi tatil ilan edilmesine ilişkin Kanun tasarı ve tekliflerinin birleştirilerek görüşüldüğü Komisyon Toplantısı’nda, 2821 ve 2822 sayılı Kanunlarda değişiklik yapılacağına dair açıklamalarda bulunmuştu. Bu düzenlemelerin ivedilikle ve işçilerin hak ile kazanımlarını güçlendirilecek şekilde gerçekleşmesini temenni ediyorum.
Değerli Milletvekilleri,
Ülkemiz, dünyayı etkileyen bir global kriz içerisindedir. Bu krize hükümetin basiretsiz ekonomi yönetimi eklendiğinde, dikkatinizi çekmek istiyorum, bundan en büyük zararı emekçiler görmüştür.
Kurun düşük tutulduğu, özelleştirme adı altında milli servetlerimizin satılarak, gelmekte olan ekonomik krizin etkilerinin geciktirilmeye çalışıldığı ortamda, emekçiler, memurlar, emekliler, bankalara borçlandırılmak suretiyle, ev almaları, araba almaları, tüketimlerini artırmaları yönünde teşvik edildiler.
Kriz geldiği zamanda harcamaları teşvik edilen kesimler, işsiz kaldıklarında, işten çıkarıldıklarında kaderleriyle, yüklendikleri borçlarla karşı karşıya kaldılar. Kredi kartı borcunu, TOKİ’den aldığı evin taksitlerini artık ödeyemez hale gelen, zorunlu harcamalarını dahi karşılamayacak duruma düşen emekçiler umutsuzluk içerisinde kendilerine bir çözüm yolu gösterilmesini beklemektedirler.
AK Parti döneminde ülkemizde toplu işçi çıkarılmaları görülmüştür. İşçilerimiz güne işten çıkarılma tedirginliği içerisinde başlamaktadırlar. Ekim 2008 yılından bugüne kadar 500 bin kişi işsiz kalmıştır. İşyerlerine asılan listelerde işten çıkarıldığını gören emekçilerimiz gözyaşlarına boğulmaktadırlar.
İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda, ülkemizin kalkınmasına emek koyan, gerektiğinde ücretinden, alacağı zamdan fedakârlık eden, yaşanan ekonomik krizlerden en çok etkilendiği halde ülkesinin esenliği için her şeye katlanan emekçilerimiz bu durumlarda olmamalıydı diye düşünüyorum.
Ülkemizde, şartlar her geçen gün emekçilerin aleyhine işlemektedir. Emeklilik yaşının 65 olduğu ülkemizde, emekçilerimiz 40 yaşında işsizliğe mahkûm edilmektedir. Mersin’de, Toros Devlet Hastanesinin temizlik işlerinin ihalesini alan taşeron firma, yaşı 40’un üstünde olan 41 temizlik işçisini 28 Şubat 2009 tarihinde işten çıkarmıştır. Gerekçesi çok ilginç değerli milletvekilleri, ihale şartnamesinde temizlik işlerinde çalışacak kişilerin yaşının 40’ın üzerinde olmaması öngörülmüş.
Yaşı 40’ın üzerinde olan insanlar çalışamayacak mı, evine nasıl ekmek götürecektir? İşçilerin, yıllarca emek verdikleri hastanelerden 40 yaş gibi hiçbir şekilde kabul edilemeyecek gerekçelerle, kolayca işten çıkarılması, hükümetin buna göz yumması üzücü ve emekçi kesime bakış açısını göstermesi açısından da bir o kadar düşündürücüdür.
Taşeronlar aracılığıyla işçi çalıştırılmasının yaygınlaştırılması, işçilerin haklarını göz ardı ederek gerçekleştirilen özelleştirmelerle emekçilere reva görülen haksız yaklaşımların ülkemizin sosyal barışını da olumsuz etkileyeceği göz ardı edilmemelidir. Ülkenin her bir vatandaşına güvenle çalışabileceği bir iş vermek, bunu temin edecek düzenlemeleri yapmak ve bu ortamı tesis etmek hükümetin görevidir.
Kayıtdışı istihdamı önleyecek, işçilerimizin çalışma şartlarını ve aldıkları ücretleri iyileştirecek, haklarını tam olarak verecek düzenlemelerin yapılması ve bu hususta doğru bir politika izlenmesi zaruridir. Temennim, 1 Mayıs’ın İşçi Bayramı olarak resmi tatil olarak kabul edilmesini sağlayan Teklifin Kanunlaşmasının, bugüne kadar ihmal edilen, istekleri, sesleri duymazlıktan gelinen işçi sınıfının hak ettiği haklara kavuşmasının dönüm noktalarından biri olmasıdır.
Bu duygu ve düşüncelerle, 1 Mayıs’ın resmi tatil ilan edilmesine katkı veren, başta işçi temsilcileri, sendikalar olmak üzere emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. Kanunun hayırlı olmasını dileğiyle, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.