DSP KADIN KOLLARI BAŞKANI VE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ AYŞE JALE AĞIRBAŞ’IN, TBMM’DE “KADINA YÖNELİK ÇALIŞMALAR YÜRÜTEN STK’LARIN YASAMA SÜRECİNE KATILIMLARININ GÜÇLENDİRİLMESİ” SEMİNERİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

 

Sayın milletvekilleri, sivil toplum örgütlerinin değerli başkan ve temsilcileri, kıymetli bilim adamları ve bürokratlar, basınımızın kıymetli mensupları; öncelikle bu semineri düzenleyen Yasama Derneği’ne şahsım adına saygılarımı sunarak konuşmama başlamak istiyorum.

         İnsanlığın uzun tarihi boyunca kadın, toplumsal ve siyasal yaşamda erkeklerle eşit olarak paylaşabileceği bir konuma çok az sahip olabilmiştir. Kadın toplumsal, ekonomik ve özellikle siyasal yaşamda geri plana itilmiş, eğitim olanaklarından daha az yararlandırılmış ve hukuk düzenindeki kimi hakları kısıtlanmıştır.

Kadınlar haklarını elde etmek için, uzun yıllar süren hak arama mücadelesi içerisine girişmiş, kadın-erkek eşitliğinin her alanda yaşama geçirilmesi, insan hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi yolunda umut verici adımların atılmasını sağlamışlardır.

Dünyada bu gelişmeler yaşanırken ülkemizde de, Cumhuriyet’in kurulmasıyla kadınlara insan hak ve özgürlüklerine paralel haklar verilmiştir. Dünyada seçme ve seçilme hakkını kadınlara ilk kez veren ülkelerden biri Türkiye’dir. Kadın erkek eşitliğini gerçekleştirmek üzere bugüne kadar Anayasa’da ve kanunlarda değişiklikler yapılmıştır. Meclis’te Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu kurularak önemli bir adım atılmıştır. Tüm bu gelişmelere rağmen, hala kadınların uzun süredir çözülmeyi bekleyen sorunları bulunmaktadır.

Ülkede yaşayan insanların, dolayısıyla seçmenin de yarısı kadınlardan oluşmasına rağmen, politik yapıda kadın-erkek oranlarındaki dengesizlik sürmektedir.

Kadınların eğitim düzeyinin yükseltilmesine yönelik çalışmalar, umut verici gayretlere rağmen, istenilen düzeye ulaşamamıştır. Kadınlarımız hala ‘töre’ adı altında öldürülmektedirler. Türkiye, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından her yıl yayınlanan 2009 yılı İnsani Gelişme Raporu’nda, ‘Cinsiyet Güçlendirme Verileri’ bazında, 109 ülke arasında 101. sırada yer almıştır. Kadınlara yönelik çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşları seslerini Hükümet’e ve Parlamento’ya duyurmakta zorluk çekmektedirler

Dünyada, Sivil Toplum Kuruluşları (STK); yasama, yürütme, yargı ve medyadan sonra ‘beşinci güç’ olarak kabul edilmektedirler. STK’lar, merkezi ve yerel yönetim kuruluşlarının ulaşamadıkları, kendi etkileşim alanlarındaki ortak sorunları tespit etme, tanımlama ve sorun çözmede önemli görevler üstlenmektedirler. Temsil ettikleri kitlelerin, toplumsal yaşamın tüm yönlerine ilişkin görüş, endişe ve taleplerine aracılık etmektedir. Dolayısıyla, farklı isteklerin dile getirilebilmesi ve katılımcılığın sağlanabilmesi açısından, STK'ların karar alma mekanizmasına katılımı şarttır. Ancak, Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin yönetim süreçlerine katılımı oldukça zayıftır. 

         Sivil toplum örgütlerinin yasama süreçlerine katılımına ilişkin gerekli ortamın hazırlanması, bu konudaki bilinçlenmenin artması ve böylece de katılımcılığa yönelik sınırların genişletilmesi, demokrasinin kökleşmesini sağlayacaktır. Birçok sorun da kısa sürede çözülecektir.

         Türkiye Büyük Millet Meclisi, kadın sorunlarının çözülmesi amacıyla adımlar atarken, kanuni düzenlemeler yaparken, kadınlara yönelik çalışmalar yürüten STK’ların katılımını en etkili ve sorunsuz gerçekleşebilecek mekanizmaları kurmalı ve bunlara işlerlik kazandırmalıdır.  Kadın sorunlarını ilgilendiren kanuni düzenlemeler yapılırken sivil toplum kuruluşları ile eşgüdüm içinde çalışılmalı ve onlarla sıkı bir işbirliği içinde olunmalıdır. Bu işbirlikleri, söz konusu kuruluşlarla diyaloga geçmek, onlara danışmak ve ortak komiteler, forumlar gerçekleştirerek düşüncelerini çeşitli platformlarda seslendirmelerine ve kanuni düzenlemelere katkılarının üst düzeyde gerçekleşmesine imkan verecek şekilde olmalıdır.

         Kadına yönelik çalışmalar yürüten sivil toplum örgütleri de öncelikle, partilerle, milletvekilleriyle diyaloglarını artırmalıdırlar. Ayrıca, aynı konuda çalışmalar yürüten STK'ların birbirleriyle koordinasyon oluşturması ve diğer ülkelerdeki muadil STK'lar ile de yakın işbirliği içerisinde olunması yararlı olacaktır. Bu şekilde yasama faaliyetine ve karar alma mekanizmalarına yönelik kurulan yapılara etkin bir şekilde katılım gerçekleştirilebilir.

         Demokrasinin kökleşmesi ve katılımın anlamlı olması, Hükümet’in, sivil toplum kuruluşlarının ve muhalefet partilerinin dikkat çektiği hususlara kulak vermesi ile sağlanabilir. Sivil toplum örgütlerinin mekanizma içine dahil edilmesine rağmen, Hükümet’te ‘Ben iktidarım, ben ne dersem o olur’ şeklinde bir düşünce tarzının hakim olması, STK’ların sadece şekilsel olarak görüşünün alınmasından ve sözde katılımın sağlanmasından başka bir şey ifade etmeyecektir.

         Bu da kadınların karşı karşıya kaldığı sorunların daha uzun yıllar çözülemeyeceği anlamına gelir ki, bu durum ülkemizin enerji kaybetmesine sebep olur. Toplumun yarısını oluşturan kadınlarımızın sorunlarının çözülmesi, ülkemizin yarınlarının daha parlak olmasını sağlayacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, seminerin yararlı geçeceğine olan inancımla, emeği geçenleri kutluyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum